Din aleminin sanal buluşma platformu!
Yeni Sayfa 1

Favorilerime Ekle   Anasayfam Yap

Genel Sunumlar İlköğretim Sunumları İlköğretim ve Lise Sınıfları Ortak Sunumlar Lise Sunumları  
Yeni Sayfa 1
MODERN İLİM VE DİN... (Denizli'de yapılan "Ilımlı İslam ve Bilim" adlı konferansa cevaptır.)

Modern İlim Ve Din
Hakikî ilim; aydınlığa koşan, hakikati gösteren bir ışık kaynağıdır.
Bilim eski bilgiler üzerine bina edilerek, geliştirilen, tecrübe ile elde edilen ve düzeltilerek yanlışları zamanla en aza indirilen, ilmî faaliyetlerin esasını teşkil eden nazariye, hipotez demektir.

Rasyonalizm üzerine kurulmuş, daha sonra da pozitivizm esaslarına dayanarak gelişmiş bilim ise, tamamen maddî, dünyevî, arzî ve fizik çerçevelidir, çıkışı nazariyelere dayalı, devamı şüphelerle iç içe, neticesi de tereddüt ve kuşkudur. O, duyu organları ve nazarî aklın referansı ile yaşar.

Bugün bilim adına iddia edilen hususlar tamamen batı felsefesinin ürünüdür. Menşei doğu, çarpıtılmış batı felsefesidir. Günümüzdeki gelişmelerde İslâm dünyasındaki ilmî gelişmelerin büyük bir payı vardır. Belli bir dönemde temelleri itibarıyla doğudan alınan bu ilimler, atı tarafından sadece mücerret ilim olarak ele alınmış, onların insanlığa kazandırdıkları ve bunların hangi esas ve kâideler üzerinde geliştiği meselesi dikkate alınmamıştır.

Batı bu ilimleri kendi materyalist düşüncesiyle yoğurarak ele almış ve sübjektif değerlendirmelere tabi tutarak kendi orijinleri açısından başkalaştırmıştır.

Batı'da din, hiçbir zaman hayatla içiçe olamamıştır. Toplum, dinsiz hayat veya hayatsız din gibi bir telâkkîyi kabule zorlanmıştır. Onun için Batı'da tamamen hayata mâl edilen ilim, dinin dışındadır ve din; tamamen bir moral müessesesi ve doğum-ölüm merâsimlerini organize eden bir kurum haline gelmiştir. Kilise içinde kalan din, hayat şartlarına karşılık bir türlü gelişme gösterememiştir. Çok düşünür de, din anlayışının bilimin çok gerisinde kaldığını ve bilime ayak uyduramadığını düşünerek, onu tamamen hayatın dışına çıkarmaya çalışmışlardır. Bu karşılıklı zıtlaşma, din câmiasını da karşılık vermeye sevk etmiştir. Yer yer, bazı bilim adamlarının yakılmasına, bazılarının gözlerinin çıkarılmasına, bazılarının giyotine götürülmesine ve çok ciddî bir bilim ve din çatışmasına sebebiyet vermiştir.

Batı; bilimi, Grekler, Lâtinler, Yunanlılar ve İslâm dünyasından değişik şekillerde almıştır. Onlar, almış oldukları bu ilimleri yeni terkiplerle bir hayli ileriye götürmüşlerdir, ama bütün bu terkiplerin hiçbirinde dine hayat hakkı tanımamışlardır. Böylece dinsiz bir anlayış üzerine oturan Batı'nın bilimi, bizdeki ilim anlayışı ve telâkkisine tamamen zıt bir istikâmette gelişmiştir.


Enginliğiyle İslam dünyasında ilim, olabildiğine gelişmiş ve Câbirler, Ebu'l-Heysemler, Harizmîler, Zehrâvîler, İbni Sinâlar ve Farabiler... gibi devasa ilim adamları yetişmiştir. İlk defa atom nazariyesini ortaya koyan Yunan bilginleri, maddenin en küçük parçasının "atom" olduğunu ve parçalanamayacağını söylerlerken, bir İslâm âlimi olan Nazzâm, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini söylemiştir. Günümüzün ilmi görüşü olan partikül nazariyesini, Nazzâm'ın 12-13 asır evvel söylemiş olduğu ifade edilebilir. Bütün bunlarla beraber, İslâm dünyasında yetişen o büyük ilim adamlarından hemen hiçbirinin dînî düşünceleri, ilimler adına ortaya koydukları bu kadar keşif ve tesbitlerine engel teşkil etmediği gibi, onlar dînî düşüncelerinden de asla taviz vermemişlerdir. Aksine ilim, onları din adına iyice takviye etmiş ve onların imanlarını kuvvetlendirmiştir. Meselâ, iyi bir tabip olan Râzî aynı zamanda mistik denecek kadar bir maneviyat adamıdır. Hâlbuki bilim sahasında yetişen Batılılar, tamamen dinden uzaklaşmış, hatta ilhad ve küfre saplanmışlardır. Müslümanlar, kainatı Allah adına fethetme düşüncesiyle araştırmış ve buldukları her yeni âyet, her yeni mucize, onlarda yeni bir aşk, yeni bir heyecan ve hamle ruhu meydana getirmiştir.

Müslümanlarda ilim hissi, din hissinin daha çok gelişmesine vesile olmuş ve onlarda bir metafizik gerilim hâsıl etmiştir. Kur'ân'daki "Göklerin ve yerin yaratılmasında akıl sahipleri için ibretler vardır."(Âl-i İmrân:190) gibi âyetler, her zaman Müslüman ilim adamlarının dikkatini çekmiş ve bu bakımdan onlar, ilmî araştırmalarını bir ibadet düşüncesi içinde sürdürmüşler, ilmi bu anlayış ve bu yaklaşım içerisinde değerlendirmişlerdir. Kur’an’ın teşvikiyle hareket eden Müslüman ilim adamları tarafından gök ve yerdeki nizam araştırılmış, onlar arasındaki irtibata dikkatler çekilmiş; bir çiçeğin güneşle münasebeti, güneş ışınlarıyla, yeryüzündeki aciz ve zayıf varlıklar arasındaki münasebetler gibi daha pek çok konu üzerinde durulmuş ve netice itibarıyla da, Kur'ân'la kâinat kitabını telif eden bu ilim adamlarının, Allah'a olan itimat ve yakınlıkları artmıştır. Zaten ilim adına ilk mesaj, inanca bağlı olarak Allah'tan gelmiş ve daha sonra, yaratılış ayetleri, her mucize ve hâdise Allah'tan yeni mesaj ve ilhamlar şeklinde onları coşturarak âdeta birer ilim aşkı oluşturmuştur. Bugünkü Batı, mevcut bilim ve teknoloji ile fezâlara ulaşıp gökleri keşfetmeyi başarmış, ancak bu durum onu endişe, korku ve ürküten sürprizlerden kurtaramamıştır. Müslümanlar ise, ilimle karadeliklerin bağrına bile taht kurabileceklerine inanırlar. Çünkü onlar, varılan her noktada, "Bunun arkasında Allah vardır. Muhtemel ki karadelikler de aydınlıklara çıkmak için birer karanlık koridordan ibarettir. Bunlara girilip, kabir gibi öbür tarafta aydınlığa erilecekse, bu sevimsiz delikleri bile cennet köprüsü kabul edebiliriz" derler.

Batı, bilimle keşf ve tesbit edilen meselelerin dar çerçevesi içinde sıkışarak, sadece onunla yetinmek zorunda kalmış ve bu sebeple de eşyanın çehresindeki hikmeti hiçbir zaman görememiştir. Ama İslâm âlimleri, araştırmalar yaparken eşya ve hâdiselerdeki hikmetleri, daha derinden sezerek, her şeyin arkasında Allah'ın kudretini görmüşlerdir. İnsan yüzündeki güzelliğin, tabiatın karartıcı ve karanlıklaştırıcılığını değil, o güzellerden güzel insan çehresine her bakışında, Allah’ın sanatını görmüş, sınırlıyı sınırsızlaştırmış, bir aynayı sonsuz güzellikle süslemişlerdir. Bu sayede onlar HİKMET’i, İLİM’le ikiz yaratılmış, her zaman ilmin hemen yanı başında görmüş, eşya ve hadiselerle alâkalı olup biten her şeyi gayet net müşahede etme imkânını bulmuşlardır. "Kime hikmet verilmişse, bununla birlikte ona pek çok hayır da verilmiştir."(Bakara: 269) fermanıyla kâinattaki icraata hikmet gözlüğü ile bakmaya çalışır onlar.

İslâm anlayışındaki ilim, bu esaslar üzerinde gelişmiştir. Zaten İslâm'da, bütün ilimlerin gâyesi “Allah’ı bilmek” esasına bağlıdır. Müslüman bir araştırmacı için hiçbir zaman ümitsizlik ve karamsarlık söz konusu değildir. Çünkü o, okuyup düşündükçe ve araştırıp yeni yeni şeyler buldukça, kendisini Allah'a daha yakın hissedecek ve daha fazla huzur içinde olacaktır. Böyle bir araştırmacı için ilim yapmak, her zaman beraberinde maddî ve manevî huzur getirmektedir. Batı dünyasına göre ise, kâinatın âkıbeti çok karanlık olup ve bu kulvarda koşanların huzursuz kaynağıdır.

Güneşin yakıtı olan hidrojenin 5 milyar sene sonra tükeneceği kabul edilmektedir. İşte böyle bir bilgi, şimdiden kâinatların, Allah’ın mülk ve idaresinde olduğunu bilmeyen biri için dehşetli bir korku unsurudur. Batı anlayışındaki bilimin kâinata, eşya ve hâdiselere bakışı budur ve bunun neticesinde onlarda ümitsizlik ve karamsarlık hâkimdir.

İslam’da ilim denilince, dünya ile beraber aynı zamanda âhiret bilgisi de söz konusudur. Günümüzde pek çok düşünür, Batı'da materyalizme bürünen ilmi, müslümanlaştırma yollarını araştırmaktadırlar. Bazı düşünürler de temel kâideleri itibarıyla, batıda bilimin tamamen ilhad üzerine müesses olduğundan, onun müslümanlaştırılması mümkün olmayacağı kanaatindedirler.


Günümüzde Batı anlayışındaki bilim, İslâm Aleminin başına maalesef göz açtırmaz bir belâ şeklinde musallat olmuştur. Eğer Batı'daki bilim, Allah'a teslim olmaz ve Allah'ı gösteren bir ayna haline getirilmezse, insanlığın âkıbeti çok karanlık olacaktır. Onun için müslümanların bu mevzuda Batıyla yarışması, onu geçmesi ve ilmin İslâmîleştirilmesi gerekmektedir.
Bütün bunlara rağmen, dünyayı aydınlatacak ilim, yine orta kuşağın incisi Türkiye ile bu mevzuda onunla aynı duygu ve düşünceyi paylaşan ülkelerde gelişip kendini ifade edeceği muhakkaktır... 
03.02.2010

Bu haber toplam 1196 defa okundu

İlk Yorumu Siz Yazınnn

Yorum yazabilmek için sistem girişi yapmanız gerekir.

       Benzer Haberler

Ayşe Ünal AYDIN: RAMAZAN AYI VE TERAVİH NAMAZI

Ayşe Ünal AYDIN: GÜLÜMSEYİN

Alim BAYHAN: DÜNDEN BU GÜNE DİN EĞİTİMİ VE İMAM-HATİP OKULLA

Ayşe Ünal AYDIN: YENİ NESİL TESETTÜR

Ayşe Ünal AYDIN:
"BİR AŞK HİKAY

Ayşe Ünal AYDIN:ZAMANIN ÖNEMİ VE YI

BAŞYAZI:"HİCRET" Ayşe Ünal

ANA-BABAYA İTAAT Mİ? İHSAN MI? Ayşe Ünal AYDIN

DENİZLİ’DEKİ BİR ETKİNLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ayşe ÜNAL AYD

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞEFKAT VE SORUMLULUK DENGESİ Alim BA

KUR'ÂN TİLAVETİNDE KEMİYET Mİ? KEYFİYE

Konuk Yazar Rasül ÇÖVÜT: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNDE İMAMHATİP OR

"DENİZLİ '4+4+4'E HAZIR" TOPLAN

NASIL BİR UMRE?... Ayşe Ünal AY

GÜLLERİN EFENDİSİ A. Ünal AYDIN

"GÜLLERİN EFENDİSİ":EFENDİMİZİN HAYATI SETİ TAMAMLAND

DENİZLİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ AÇILDI

Konuk Yazar Dr.Müh.Haluk Günerman: "JAPONLAR HAKKINDA İKİ TE

SUEDA NUR TEKİN'DEN BİR HİKAYE: "ZEYNEP ile MERYEM

Başyazı: YILBAŞINDA NOEL BABA BEKLEYEN ÇOCUKLARIMIZ

Konuk Yazar: A. Cüneyt TEKİN: ŞEB-İ ARUS KAVUŞMA GECESİ

ÖMÜRLERİ RAMAZAN OLANLARIN AHİRETTEKİ BAYRAMLARI MÜBAREK

HATA VE SEVABIMIZLA

AHMET ŞİŞMAN HAKK'A YÜRÜDÜ.

Başyazı: "İSTANBUL’UN FETHİNDEN GÖNÜLLER FETHİNE"

"Din Eğitiminde Müslüman, Öz Vatanında Parya! ÖYLE Mİ?!!

Başyazı: "İSLAM’DA ÇALIŞMANIN EHEMMİYETİ"

Başyazı: “KUTLU DOĞUM HAFTASI”: HZ. PEYGAMBER SEVGİS

Başyazı: BİLGİSAYAR EĞİTİM İÇİN BİR FIRSAT MI? YOKSA TEHL

Başyazı: ÇOCUKLAR İÇİN DİN EĞİTİMİNİN LÜZUMU

 

 

Yeni Sayfa 1

   
   
E-Posta:
Şifre:
Beni Hatırla

Kaydol

Şifrem?

 

   Site İstatistikleri

   
  Bugünkü sayaç: 36
  Toplam sayaç: 1.269.996
  Toplam Doküman: 1062
  Üye Sayısı: 10115
   



Yeni Sayfa 1

duaistiyoruz@dinalemi.net

Tasarım-Hosting: Spark Bilişim